canım sıkkın bugün
uçukladı dudağım
ellerim kaşınıyor ve titriyor
bir garip terennümler arasındayım
canım sıkkın bu hafta
sizi görmek istiyorum her tarafta
ama ne gelen var ne giden
suyu çekildi yüreğimin, kurak-çorak sazlık gibi
ne sivrisineği kaldı, ne kurbağası, ne yılanı…
canım sıkkın bu yıl
size uzaktayım, sanki mesafe… yıl .
özlüyorum, çok özlüyorum
özlerken bile taklit ediyorum diye kendime kızıyorum
ama taklit bile edemiyorum
taklidin taklidine yapışayım diyorum
utanıyorum
günden, haftadan ve yıldan
ıraktan ve yakından
sivrisinekten, kurbağadan ve yılandan
Sizden utanıyorum
kovandan, petekten ve arıdan utanıyorum
hani diyor ya şair; yüzüne bakacak yüzümüz kalmadı…
ne yüz kaldı, ne astar
utanıyorum iki metrelik cepsiz ve dikişsiz bezden
sahte beyaza bürünmüş lekesiz kefenimden
gönlümü aramaya çıktım dün
bağırdım, çağırdım
ellerim arkada volta attım
şimâle sordum, garba sordum…
gönlüm, gönlümde değildi
taklit zannettiği bir yere gitmişti
şarka gidemedim, ırak geldi
ırağa gidemedim, soramadım, utandım yine
ey gönlümü kaptırdım diye kendimi avuttuğum
ey başımı kaldırıp bakamadığım
ey ellerini tuttuğumda ömrüme ömür katan
ey her kapısına geldiğimde misafir kılan Sevgili !
kabımı kayıp ettim
bilmiyorum ne halt ettim !
ey gönül Kâbesi, maneviyat bağçesi !
affınızla…
gönlüm Siz’de mi?
15/10/2010

Beyânat...