
Asker diyorlar şimdi bana
Dörtbin yıllık, atam mesleği…
Helal eyleyin hakkınızı bana
Vatan borcu, her yiğidin dileği…
30/10/2009
Dut Ağacı
Sürgün ülkeden, başkentler başkentine…

Asker diyorlar şimdi bana
Dörtbin yıllık, atam mesleği…
Helal eyleyin hakkınızı bana
Vatan borcu, her yiğidin dileği…
30/10/2009
Dut Ağacı

Yaratılmışa, yaratılmış tarafından tanındığı varsayılan özgürlük,
Bir diğer yaratılmıştın, Yaratan’ına karşı olan kudsîyetine tecavüz hakkını tanımaz ! …
25/10/2009
Bir Yaratılmış; Dut Ağacı
beni evhamlı sanıyorlardı… hayır !
ben, sadece gafil değilim, o kadar !
Sultan Abdülhamid-i Sâni (Kuddîse Sirrûh)

Yeni okuduk Sayın Serdar Özkan’ı, cihetiyle romanlarından birini… Güller diyârının gaybını, gönül ile nefis çekişmesinin arasındaki hazreti insanı…
Başından itibaren hazin bir hikâyede sürüklenip, ikiz kardeşlerin birbilerine kavuşmasını beklerken, nereden bilebilirdim biri nefis – biri vicdan imiş… Ne bileyim nefsin ve vicdanın çekişmelerinden ibaretmiş… Nefs-i islâha farklı bir bakış açısı… Tasavvuf bu işin özü…
“Türklerin Küçük Prensi, tüm dünyayı büyülüyor…” sözüne merakımdan okumuş idim… Sayın Serdar Özkan bu hususta kendini mi kast etti bilemedim : ) Gün olurda karşılaşırsak sorarım, sorunca söylerim…
İyi okumalar…

Elif Allah (c.c.)…
Mim Muhammed (sav)…
Tez Selamet…
Bu da nedir demeyin hemen. Duâdır bu… Osmanlı insanının yüzyıllardır söylediği, zamanın ahirinde pek bilinmeyen bir duadır…
Rahmetli babaannem söylerdi bu duayı, kızardım küçükken kendi aklımca.
Neden Cenab-ı Hakka “elif” ismi diyordu ki? Neden Efendimizin (sav) başına “mim” eklemişti? Sonra “selamet” te kim oluyordu? Sorular sorular…
Yıllar sonra idrak etmek nasip oldu bazı şeyleri, himmetleriyle, elhamdülillah…
Elif Allah (c.c.)… Mâlumunuz “elif” Arapça alfabenin ilk harfi. Mutâsavvıflar, Hattatlar ve Ebrûzenler Cenab-ı Hakkı simgelemek için “elif” harfinı kullanırlarmış. Elif tekliğiyle, alfabenin, fâtihanın, ilk ayetin başı oluşuyla özelmiş… Hattat çalışmasını bitirdiğinde elifi ya en başa, yada en ortaya koyarmış ki, bir bayrak gibi dalgalansın… Ebrûzen özenle döktüğü lâle motifi üzerine elif işlermiş ki, Mutâsavvıf saatlerce o resme bakıp tefekkür âlemlerine dalarmış… Elife doğru yatılmaz, ayak uzatılmaz, alelâde yerlere asılmaz imiş… Elif duruşuyla kıyamdaki âdemi simgelermiş ki, Habib-i Zişân Efendimizin (sav) özel duasıyla mashâr olunan bir zikir imiş…
Mim Muhammed (sav)… Mim, Hazreti Rasurullah Efendimizin (sav) ism-i şeriflerinin Arapça yazılımındaki ilk harftir… Duruşuyla kıyamdan sonra secdeye varan âdemi simgelediği söylenir mimin… Nasıl ki cennet kapıları üzerinde İsm-i Celâl ile zikredilmişse Efendimizin (sav) ism-i şerifi, burada da ayrılmamıştır…
Tez Selâmet… Kul daralmadıkça Hızır (a.s.) yetişmez der büyükler… Daraldığında, bunaldığında, bolluğunda çalacağın kapı tektir… Duâdır bizi ayakta tutan, gönülleri geniş eyleyen… Duâda kurtulmak, sâlim olmak, korkulardan ve fenalıktan kurtulmak, dahası imânını hırsıza kaptırmamak ve sonuçta imân ile göçebilmek için bir duadır…
Bir güzelliği şudur bu duanın. İlk önce zikredilen Cenab-ı Hakk’ın ismidir, ardına Habib-i Zişân Efendimiz’in (sav) ismi gelir… Bunu zikredince insan artık talebinde bulunur, duasını eder… Besmele-i Şerîfesiz ve Salâvat-ı Şerife’siz bir dua ne kadar makbuldur ki ecdâd bunun edebsizlik olduğunu iyi bilir…
Şu kadar çekersen, şu vakte kadar dileğine kavuşursun efsaneleri de yapılmış bu duâ üzerine… İnanmadım duyduğumda… İstemesini bilene Cenab-ı Hak hazine kapılarını açacaktır, muhakkak… Zirâ İslâmiyet Hazinesinin tâ içindeyiz elhamdülillah… Nakşibendi ve Hanefî nimetleri ile şereflenmişiz, elhamdülillah…
Rahmetli babaannemi yâd ederek, şöyle 300-400 yıl evveli İstanbul’unu düşünerek, gönlümdekileri gönlümde zikrederek diyorum bende…
Elif Allah (c.c.)…
Mim Muhammed (sav)…
Tez Selamet…
29.09.2009
Dut Ağacı

Hakan Kağan’ın kaleminden eşsiz bir 18. yüzyıl Osmanlı anektodu. Yeniçeri Ocağı isyanlarının perde arkası… Perde arkası çünkü bize öğretilen tarihten daha başka şeyler mevcut. Sanki günümüz olaylarının ikiyüz yıl evveli… Bir Seyyidin Sultanla diyaloğu ve olaydaki tasavvufî boyutlar…
Kıraat ederken elinizde olmadan kapılıyorsunuz kitabın sürükleyici sularına. Tasavvur ediyorsunuz o zamanı, hâli, ahâliyi, ahvâli…
Ve Fitne… Durmamış şimdi durmadığı gibi. Devlet-i Âli Osmaniye, tehlikede… ve bıçak gibi Hünkâr huzurunda söylenen söz…
“kılıç kından çıkmadıkça, kurt sürüsü hizâya girmez, sultanım…”
iyi okumalar…

Ey kalem!
Kırıl. Kırıl ki çiçek gibi taptaze varlıklarıyla ferahlık verirken ölümün merhametsiz pençesine düşmüş olan nice ünlünün ve büyüğün halini yazıyorsun da okuyucuların gözlerinden akan yaşların artmasına sebebiyet veriyorsun.
Ey babasını kaybetmiş çocuk!
İçinde yaşadığımız bu fânî âlemi bâkî mi sandın ki babanın yokluğundan bu kadar üzüntü duyuyorsun? Acaba dünyada kendisini terbiye edecek varlık sebebi olan babasından ayrı kalmış sadece kendini mi görüyorsun? Öyleyse pek yanlış bir düşünce!…
Hayat, bir çizgi gibidir. Hayatı ebedî zannedenler, çok çabuk yok olacak yıldızları daima parlayacak zanneden cahiller zümresine benzerler.
Ey masum!
Ağlama ki bugün elden çıkardığımız o değerli, o saygın kişilerle bir âlemde yine görüşeceğiz. Yine huzurlarında bulunma şerefine ereceğiz, kardeşim!…
İki Aşk Çiçeği
Ömer Nasuhi Bilmen

kıl râbıtayı, şenlensin bu mesken-i cürm olmuş gönül,
nurlansın, bağlansın, canlansın ehl-î gönül elinde gönül…
2008
Dut Ağacı

“gözlerim yeterli değil, daha yüzlerce göz bulmalıyım,
ödünç almalıyım da seni seyretmeliyim…”
Divân-ı Kebir
Hazreti Mevlana Celâleddin-î Rumî (Kuddîse Sirrûh)

vâkıf olmak için, var git vakfa,
umulur ki, vakfoluruz Yaradana (c.c.)…
2008
Dut Ağacı

gönlümü koydum ortaya
sermaye olarak,
destekledim sermayemi
sana olan hasretimle.
hasretim hep büyüdü,
belliki bu şirket kararınca yürüdü…
üç defter talep ettiler;
defter-i kebir, yevmiye ve envanter.
her sayfasına “sen” işledim.
ha birde bilanço var,
hani şu yıl sonuna tekabül eden
sonuç; gene “sen”…
çift taraflı kayıt sistemi uygulamalıymışım,
hani “T” sistemi diyorlar prosedürde,
bu sefer böldüm bütün sayfaları ikiye,
girdisi sen, çıktısı sen…
kârımı merak ediyorsun değil mi?
“sen…”
2007
Dut Ağacı
Allah c.c. için atılmış üç adım
bu yolda yürümek ve ölmektir muradım
ölen ten imiş ve mahkum olmuş kadere
cesedin boynuna atmışlar bir cürümden ilmek
karar; çürümek…
Allah c.c. için yenen üç lokma
helaldir çabamız bu uğurda
herkese nasip olmaz böyle nimet
salihâne geçer inşallah zâd-ı âhiret
Allah c.c. için edilen üç kelâm
sayılıdır âdem ömründe böyle beyân
hâl nic’ola onlarsız el’aman
kılmasın bizi Sadatlardan ırak Er-Rahman
hâlidi
niyet-i hâlis alınca,
kutlu mekâna varınca,
halka olunca,
âdab durunca,
göz yumunca,
baş eğilince,
gönül bağlanınca,
estağfirullah çekince,
umrunda olmayınca kimse,
vur gemi nefse!
himmet kurban, yol senindir!
gayret sofi, can senindir!
inşallah ki, himmetleriyle…
hâlidi

incilerin on beşi!
gönüllerin güneşi,
alemlerin sevinci,
Gülümüz, Sen’sin Sultanım…
açılır huzurda rahmet,
eyle bize gani himmet,
huzura varan, olmaz hezimet,
Gülümüz, Sen’sin Sultanım…
içimdeki sönmeyen nâr,
gönül sürurusun ey yâr,
kıl bize ziyâde nazar,
Gülümüz, Sen’sin Sultanım…
hâlidi

Beyânat...